Karadeniz’e Düşen Işık

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ
YKKED Ankara Şubesi belirli aralıklarla her köy enstitüsü için ayrı bir etkinlik yapmayı planlamıştı bir ay öncesinden. Bu karar uyarınca, “Anadolu Aydınlanması 1” denildi, önce Karadeniz’e düşen ışığa bir saygı duruşu hazırlandı... Ardeşenliler Derneği ve Rizeliler Federasyonu’nun iş ve eylembirliği ile 17 Mayıs günü için bir etkinlik kararı alındı… Afişler hazırlandı, Beşikdüzü Köy Enstitülü yaşlı çınarlara, ateş yürekli ağabeylere, ablalara haber uçuruldu. 17 Mayıs Cumartesi günü Rizeliler Federasyonu’nun Kızılay İnkılâp Sokak’taki yapısı Köy Enstitülüler ve onların yetiştirdiği yeni kuşak köy enstitülüler ile dolup taşıyordu. Önce Aerdeşenliler Derneği Başkanı Ahmet Üstoğlu konuştu… Osmanlı çöküş dönemiden başlayarak eğitimdeki durumu, Anadolu coğrafyasının perişanlığını özetledi Üstoğlu… Arkasından YKKED Ankara Şube Başkanı Alper Akçam söz aldı. Köy Ensitütüleri ve eğitmenler seferberliği girişimlerini tarih içindeki gidiş gelişlerle öyküledi… Cumhuriyet’in kültür ve eğitim politikalarana yönelmiş eleştirilerin arkasındaki emperyalist kültür politikalarının içyüzünü aydınlatan bir konuşma yaptı Akçam… Genç kuşakların hangi nedenlerle kendi tarihlerine yabancı kılınmak istendiğini, Köy Ensitüleri’nin neden bitmeyen bir kavga olarak ülke gündeminde hep canlı kalacağını açıklayan bir konuşma… Konuşmalardan sonra Beşikdüzü Köy Ensitüsü belgeseli izlendi…   Konuklardan söz alanlar kendi bildikleriyle, anılarıyla genişlettiler anlatı ufkunu. TBMM’ne kadar yansımış Müdür adlı oyunun ve motor üzerine yazılmış teknik kitapların yazarı 1945’in Beşikdüzülü’sü İbrahin Kuyumcu, Şinasi Eskiçırak, Yakup Kepenek söz aldılar... Salonu dolduran izleyiciler yeniden yaşadılar o yılları. Daha sonra Ankara’da yaşayan ya da yakınları bulunan Beşikdüzü Köy Enstitülü öğretmenlerimize onur belgeleri verildi. İsmail Çalışkan, Şinasi Eskiçırak, İbrahim Kuyumcu, Remziye Kaygusuz, Nuri Çelenk, Nadire Demirtaş, Osman ve Havva Sürmen, Abdullah Demirtaş, Yakup Kepenek, Saim Kaptan, İshar Güvenç, Tahsin Akşimşek, Tahsin Yağcı’nın kendilerine, rahatsızlık nedeniyle gelemeyenlerin de yakınlarına onur belgeleri verildi. Anadolu Aydınlanması’nın yeni anma ve yaşatma aşamalarında buluşulma sözü verildi…    

Oyunun adı:
 Müdür
Yazan: Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsünden İbrahim Kuyumcu
Sahnelendiği Yer: Beşikdüzü Köy Enstitüsü Tarih: 22 Eylül 1945 (Öğretmenler Kurulu Kararı ile) Oynayanlar: İbrahim Kuyumcu ve 4/B Sınıfı
Oyunun Konusu: Gerçek yaşamdan alınmıştır. Olay, oyunun yazarı İbrahim Kuyumcu’nun babası olan Hasan Kuyumcu’nun başından geçer.

Ordu’nun dokuz kilometre uzağında bir köy vardır. Adı, Uzunisa Köyü’dür. Bu köyden Hasan Kuyumcu askere gider. Asker ocağında okuma-yazma öğrenir. Ayrıca, marangozluğa heves sarar ve marangoz olur. “Köye varınca, ne yapıp edip, bir okul yapacağım, ” demeye başlar ve bu iş için kendi kendine söz verir. Hasan, terhis olur, köyüne varır. Köylünün de yardımıyla, Uzunisa Köyü’ne güzel bir okul yapar. Hasan Usta, okula ilk olarak kendi çocuğu İbrahim’i yazdırır. Nuri Ağa bu duruma bozulur ve Hasan’a diş bilemeye başlar. İbrahim, 1942 yılında okulu bitirir. Beşikdüzü Köy Enstitüsüne yazılır. İbrahim, yarın mezun olur da öğretmen olarak köyüne dönerse, Nuri Ağa’nın çarkı bozulacaktır. Ağa, bu duruma bir çözüm aramaya başlar ve köylüyü Hasan’a düşman eder. Evine hırsız yollar. Evini yağmalattırır. Enstitüden izinli olarak dönen oğlu İbrahim’i, koruculara dövdürür. Ağa, Hasan’ı yıldırıp, köyden kaçırmanın yollarını aramaya başlar. Sonunda, Hasan’ı karakola çektirip dövdürür. Karakolda dayak yiyen Hasan bağırır ve köyü ayağa kaldırır. Bağırtıyı, yoldan geçen Gürcü Bacı duyar ve “İçeride adam öldürüyorlar, cankurtaran yok mu?” diye olanca gücüyle bağırmaya başlar. Bunun üzerine köylü karakolu basıp, Hasan’ı kurtarır. Hasan’ı sedye ile götürürler. Çünkü Hasan’ın, ayağa kalkacak hali yoktur. Hasan Usta’nın başından geçen bu olay, oğlu İbrahim tarafından oyunlaştırılır. Beşikdüzü Köy Enstitüsünde, 22 Eylül 1945 tarihinde Öğretmenler Kurulu Kararı ile oynanır. Oyunu 1500 kişi izler. Seyirciler arasında bulunan Beşikdüzü Bucak Müdürü oyunu durdurmak ister. Enstitü Müdürü Fehim Akıncı, “Beyefendi, oyunu durduramazsınız. Sakıncalı bir yanını bulursanız, ilgili yerlere başvurma yolunuz açıktır, ” der. Oyun devam eder. Bucak Müdürü ilgili yerlere başvurur. Olaya, TBMM Başkanı Kazım Karabekir dahi karışır. Köy Enstitülerinin sanat ve tiyatro tarihine “müdür olayı” olarak geçen “müdür” oyununun öyküsü budur. “Bu okullardan ancak sıvacı yetişir, ” diyenler, yanılır. Çünkü bu okullardan sıvacı, demirci, müzikçi, tiyatrocu, yazar, heykeltıraş, öğretmen ve sağlık memuru yetişir. Yüksek Köy Enstitüsünde heykel çalışmaları da yapılır. Ünlü heykeltıraş Nusret Suman’ın öğretmenliğinde yetkin heykeltıraşlar yetişir. Yüksek Köy Enstitüsüne gelen anayolun iki tarafı, toplantı alanları, salonlar, aydınlanma çağının düşün adamlarının heykelleri ile süslenir. Bu büst ve heykelleri öğrenciler yapar. Hasanoğlan istasyonunun tepesine dikilen Tohum Atan Köylü heykeline, trenle gelip gidenler hayretle bakarlar. Bu heykel sonradan “tehlikeli” bulunup yıktırılır. Diğer heykeller ise, depolara kaldırılır. Ruhi Su ve Aşık Veysel, Köy Enstitülerinin saz ve söz öğretmenleridir. Birlikte uygarca eğlenmesini öğrenmiş bu köy çocukları, piyano, keman, mandolin, akordion ve bağlama çalarlar. Arifiye Köy Enstitüsü öğrencileri, 1942 yılında Beethoven’in “Neşeye” şarkısını dört sesli olarak çalıp söylerler. Düziçi Köy Enstitüsünden İhsan Akev, Devlet Operası sanatçılığına dek yükselir. Aynı okuldan Necmettin Altun, Zeki Müren’in radyoda söylediği şarkıyı notaya alır, kemanla çalar. Halk türküleri topluca söylenir. Her köşeden mandolin sesleri gelir. Köy Enstitülerinden, bir enstrüman çalamayan öğrenci mezun olamaz. Halaylar topluca çekilir. Ege’nin Zeybeği Akdeniz Bölgesi’nde, Akdeniz’in halayları İçanadolu’da oynanır. Yüksek Köy Enstitüsünde Sophokles’in Kral Odipus’u, Moliere’in Cimri’si, Gogol’un Müfettiş’i, Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası, öğrenciler tarafından sahnelenip oynanır. Yüksek Köy Enstitüsünün Açık Hava Tiyatrosu da vardır. http://milliyet.com.tr/2004/08/13/ekonomi/axeko02.html Beşikdüzü Köy Enstitüsü Karadeniz, çay ve fındık tarımı dışında yeni bir çıkış yolu bulmak zorunda. Bunun için de fındık işleyen gıda sanayiinin kurulması, çay ve fındık bağımlılığının kırılarak ürün yelpazesinin genişletilmesi gerekli. Karadenizli, sebze, mısır, çeltik ve soya fasulyesi üretimini artırmalı. Karadeniz'de kiraz, Trabzon hurması, kara incir, böğürtlen, ahududu, Frenk üzümü, Bektaşi üzümü, zeytin, kestane ve yaban mersini (likapa) bahçeleri kurulmalı. Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunu olan emekli öğretmen Osman Yıldız, Karadeniz'in kurtuluşu için bir kıvılcım çakmış. Osman Yıldız, Polonya'dan getirttiği likapa fidanları ile Rize, İkizdere, Şimşirli köyünde örnek bir bahçe kurmuş. Osman Yıldız, "Yörede likapa ya da ligarba adı ile bilinen yaban mersini yaygınlaşırsa yeni iş alanları açılır" diye düşünmüş. Karadeniz dağlarında kendiliğinden yetişen 'likapa'ya Avrupalı 'blueberry' diyor. ABD marketlerinde 250 gram 'blueberry', 3.99 dolara (kilosu yaklaşık 16 dolar) satılıyor. Avrupalılar, bizim yabani likapayı terbiye edip tarım ürünü yapmışlar. İşte Osman Yıldız, Avrupa'da ehlileştirilmiş olan bu likapa fidanlarını getirip köyündeki bahçesine dikmiş. Şimdi 19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç Dr. Hüseyin Çelik, bu bahçede araştırmalar yapıyor. Dr. Çelik, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) desteklediği bir proje kapsamında, likapa fidanları yetiştirmeye çalışıyor. Önümüzdeki yıl ilk likapa fidanları halka dağıtılacak. Bu fidanları alarak likapa bahçesi kuracak olan meraklı ve çalışkan Karadenizliler iyi bir gelir elde edecekler. İşler planlandığı gibi yürürse likapa Doğu Karadeniz'de çaya ve fındığa rakip olacak.