ANKARA ÜNİVERSİTESİNDE CUMHURİYET'İN 75 YILINDA KÜLTÜR VE EĞİTİM POLİTİKALARI
CUMHURİYETİMİZİN 75. YILINDA KÜLTÜR EĞİTİM POLİTİKALARIMIZ
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanlığı ve Gazi Üniversitesi Hasan Âli Yücel Araştırma ve Geliştirme Merkezi, Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü nedeniyle ortak bir etkinlik düzenlediler.
Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Yerleşkesi’nde, ATAUM Salonu’da yapıyan etkinliğin düzenlenmesinde YKKED Ankara Şubesi önderlik etmişti. Son yıllarda sıkça tartışılan “Erken Cumhuriyet Dönemi” kültür eğitim politikalarının nesnel olgular ışığında, tarihe saygıyla davranılarak yeniden konuşulmasında yarar olacaktı. Özellikle de 2008 yılı ilk aylarına damgasını vurmuş, sosyolog Şerif Mardin’e ait “imam öğretmeni yendi!” savı, böyle bir değerlendirmeyi yaşamsal öneme getiriyordu.
YKKED Ankara Şubesi, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanlığı ve Gazi Üniversitesi Hasan Âli Yücel Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nin düzenlediği etkinlikteki konu başlıkları bile, Şerif Mardin’in “imam öğretmeni yendi” değerlendirilmesinin, son derecede öznel ve “işkembe-i kübra”dan atılmış bir söz olduğunu gösterebilecek zenginlikteydi.
Cumhuriyet’in Köy Enstitüleri uygulaması, ülkenin kültür ve sanat ortamını değiştirecek güçte sonuçlar vermişti. 17.341 öğretmen arasından 300 yazar ve şair, 400’e yakın müzik eğitmeni, ressam çıkmıştı. Bu sanat insanlarından 20 tanesi bugünkü üniversitelerimizin güzel sanatlar bölümlerinin kurucusu olacak, akademik dizgelemde profesörlük ününe ulaşacaklardı.
Cumhuriyet içinde etkileri giderek artan kimi çevreler, ABD telkin ve yönlerdirmeleri ile imam-hatip’ten ve hocadan yana tavır koydukları için öğretmen yenilmiş göründü… Olaya inançlar açısından değil de, somut olgu olarak baktığımızda, “İyi, güzel ve doğru” hangi taraftadır acaba?
Etkinlik A. Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gönül Akçamete’nin açış konuşmasıyla başladı. Arkasından YKKED Ankara Şube Başkanı Alper Akçam ve Gazi Ün. H. Â. Yücel Merkezi Başkan Yardımcısı Yard. Doç. Dr. Haluk Erdem kendi açış konuşmalarıyla katıldılar.
Açılıştan sonraki ilk oturumda Prof. Dr. Kemal Özmen başkanlık yaptı. Hacettepe Ün. Den Prof. Dr. Hasan Pekmezci “Cumhuriyet ve Resim” üzerine konuştu. Prof. Ali Uçan’ın konuşma başlığı “Cumhuriyet’in Müzik Devrimi” idi. Yakın zamanlarda Kırmızı Yayınları’ndan “gökyüzünden Başka Sınır Yok” adlı inceleme-deneme kitabı yayınlanmış İsmail Mert Başat, “Cumhuriyet ve Estetik” üzerine konuştu.
İkinci oturumun konusu “Cumhuriyet ve Eğitim Politikaları” idi. Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak’ın başkanlık ettiği oturumda YKKED Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Dr. Niyazi Altunya ve Prof. Dr. Onur Bilgi Kula konuştular. Onur Bilge’nin konuşma başlığı “Cumhuriyet’in Öncesi ve Sonrası’nda Avrupa Gözüyle Türkiye” idi.
Öğlen yemek arasından sonra Ankara Üniversitesi Konservatuvarı’ndan gelen konuk sanatçıların izleyicilere sunduğu müzik dinletisi vardı. Modernize edilmiş halk müziği parçalarının çoğunlukta olduğu dinleti büyük bir beğeni ile izlendi. Cumhuriyet’in güzellik ve estetik anlamında neler geliştirmiş olduğunun da somut bir ifadesi idi izlenilen program…
Üçüncü oturum Prof. Dr. Rıfat Miser’in başkanlığında yapıldı. Dr. Atilla Arden, Talip Apaydın ve YKKED Ankara Şube Başkanı yazar Alper Akçam “Cumhuriyet ve Halk Kültürü” üzerine konuştular.
Mardin hocamıza göre, Cumhuriyet’in kitabı ve öğretmeni, “iyi, doğru ve güzel”i kapsamayınca, mahallenin “strüktürü” karşısında yenilgiye uğramıştı… “…Gerçekten orada önemli bir şey var, aynı zamanda öğretmenin dünya görüşünde iyi, doğru ve güzel olmayınca, işte orada olan diğer elemanlar geliyor. Ha, mahallenin kendisine baktığımız zaman, orada gerçekten, ‘iyi, doğru, güzel hakkında bir düşünce var. Nedir o düşünce? İslami düşünce tarzı…(…) “Çünkü bu alanda yalnız mahalle yok, mahallenin içindeki cami var, caminin imamı var, imamın okuduğu kitaplar var, tekke var, tarikat var, külliyeler var, esnaf var, vs.” (” (Milliyet, 24 Mayıs 2008, Radikal, 25 Mayıs 2008.) Şerif Mardin’e “İslami düşünce tarzı”nın Osmanlı döneminde sanat-estetik adına neler yapmış olduğunun ayrıntısına girerek yanıt vermek yerine, yakın günlerimizde Konya’nın Balcılar ilçesinde kaçak çalışan Kuran Kursu’nun yıkılması olayını anımsamakta yarar vardı. 1 Ağustos 2008 günü yaşanan olayda 18 genç kızımız ölmüş, 25’i de yaralanmıştı. Olaydan sonra görüşleri sorulan ölü ve yaralı yakınları durumdan hiç de yakınmıyorlar, çocuklarının köpük banyosunda ya da içki âleminde ölmediğini, şehit olduğunu söylüyorlardı.
Cumhuriyet kuruluşunda etkin olmuş felsefenin kültür ve eğitim politikalarında ana odak Köy Enstitüleri üzerinde yoğunlaşmıştı. Köy Enstitüleri’nin iyiye güzele, doğruya nasıl baktığının ilk işareti eğitmenler hareketi sırasında uç vermişti… 1936 Temmuzu’nda Eskişehir Mahmudiye’de başlamış ilk eğitmen kursunu bitiren eğitmenler Ankara’ya getirilirler. 6.11.1936’da, Ankara Halkevi’nde Aka Gündüz’ün Yarım Osman adlı oyunu ile kendi tasarladıkları Çoban adlı piyesi oynarlar. Sorun, köy çocuklarına yalnız ABC’yi öğretmek değil, iyinin, güzelin, doğrunun önünü açmak, özgür estetiği canlandırmak olarak görülmüştür. “Köy öğretmen namzetleri kendi oyunlarından evvel Akagündüz’ün Yarım Osman isimli iki perdelik bir oyununu oynadılar. Eğer kendi oyunlarını görmeseydim Akagündüz’ün oyununun köy hayatından alınmış iyi yazılmış, iyi oynanmış bir oyun olduğuna hükmedecektim. Akagündüz darılmasın ama, köylü dayılar köy piyesi yazmak ve tertip etmekte kendisini bastırmışlardır. Gördüğüm eserlerle tabiilik ve seyirciyi kavramak hususunda mukayese kabul edecek ne sahne muharriri, ne de aktör tasavvur etmiyorum. Köylüye öğretelim derken onlardan birçok şeyleri öğrenmeye muhtaç olduğumuzu keşfedeceğiz.” (Ahmet Emin Yalman, Vatan Gazetesi, 18 Kasım 1936, aktaran Fay Kırby, Türkiye’de Köy Enstitüleri, s 135.)
Hoca ile öğretmen ilişkisi, Osmanlı Batılılaşma çabalarının başladığı tarihlerden beri eğitim ve kültür politikalarının odağında oturan bir ikilem olarak yer almıştı.
Son oturumda Prof. Dr. Cavit Kavcar’ın başkanlığında genel bir değerlendirme yapıldı.
ATAUM Salonu girişinde YKKED Genel Merkezi’nin hazırlamış olduğu “Yarım Kalmış Mucize: Köy Enstitüleri” sergisi vardı.
Etkinliğin zengin içeriğine ve ülke kültürel alanındaki yaşamsal önemine karşın salonun dolmamış olması dikkat çekti. Zaman zaman gruplar halinde gelen öğrencilerin de konuşmaları çok ilgiyle izlememeleri, konuyu tartışmamış olduklarını, toplantı için yeterli bir ön hazırlık yapılmamış olduğunu gösteriyordu.